BilimBilim Haberleri

Antik Dilleri Anlamamızı Sağlayan Paleografya Nedir?

Dünyadaki macerası yüz binlerce yıldır süren insan, birçok eski medeniyeti geride bıraktı. Birbiri ardına kurulan bu medeniyetler, geride bıraktıklarıyla sonrakilere yol açtı. Bugün modern dünya dediğimiz büyük medeniyetimiz, sahip olduğu teknolojilerle eskiye ışık tutmak için büyük çaba harcıyor. Bugün bu medeniyetleri anlamakta zorluk çeksek de geride bırakılan yazı ve benzeri kalıntılar bize rehberlik ediyor. Bu da ‘paleografya‘ adı verilen bir bilim dalıyla mümkün oluyor. Peki tam olarak nedir bu paleografya?

Paleografya, eski yazıları inceleyen bir bilim dalıdır. Orhun yazıtları, Sümer tabletleri gibi daha çok ‘yazıt’ denebilecek kalıntıları inceleyen epigrafya, bu bilimle oldukça yakın bir ilişkidedir. Peki biraz daha ayrıntıyla paleografya nedir? Neleri inceler? Nerede ve ne zaman ortaya çıkmıştır? Bu soruların hepsini yazımızda anlatmaya çalıştık.

Antik medeniyetlerin dilini bugünkü kadar rahat okumamızı sağlayan bilim dalı: Paleografya nedir?

Paleografya bugünün yazı ve dil bilgisiyle anlayamayacağımız yazıları inceler, çözümler ve çevirir. Paleografya adı, eski Yunanca’da tam anlamıyla ‘eski yazı‘ demektir. Yazı denebilecek birçok kalıntıyı aydınlatmakta yardımcı olmuştur. Bu özelliğiyle arkeoloji, antropoloji ve tarih gibi bilim dallarına katkısı oldukça büyüktür.

Türkçe’de ‘paleografi’ olarak da bilinen bilim, ilk kez 17. yüzyılın sonlarında ortaya çıkmıştır. Bu dönemde bilim haline getirilmesi, Fransız keşiş Jean Mabillon ile olmuştur. İlk başlarda eski Yunan metinlerini incelemek için yürütülen bu bilim, yıllar içinde dünyanın her yerinden gelen eski metinleri inceleyecek kadar yaygınlaşmıştır.

Paleografya ve epigrafyanın farkı nedir?

Bu iki bilimin birbiriyle olan ilişkisi oldukça yakındır. İkisinin de arkeoloji gibi bilimlere sağladığı katkı ölçüsüzdür. Ayrıldıkları nokta ise şudur: Epigrafi, özellikle taş dikitler, tabletler ve duvarlara kazınmış yazıları inceler. Genelde bu incelemeler sahada olur, çünkü bu tip kalıntılar incelenmek için onlarca kez taşınmazlar. Günümüz Moğolistan sınırları içerisinde bulunan, Göktürkler’den kalma Orhun Yazıtları, epigrafinin incelediklerine dahildir. Bir diğer örnek ise Sümer medeniyetinden kalan kil tabletlerdir.

Paleografya ise daha çok papirüs, parşömen ve kâğıt üzerine yazılmış yazıları inceler. Bu yazıların tarihlere göre farklarını belirler. Bu nedenle epigrafyanın incelediklerine göre daha yeni yazılarla ilgilenir. Zira bu materyaller kullanılarak yazılmış, antik çağlardan kalan yazılar bulmak oldukça zordur. Yazarken kullanılan kalem, mürekkep gibi aletler de bu bilimin ilgi alanındadır.

Paleografyanın diğer bilimlere katkıları nelerdir?

Paleografya, eski yazıları çözümleyerek yazıda ne anlatıldığını bizlere aktarır. Böylece yazıyı binlerce yıl önce yazmış kişiden doğrudan bilgi almış oluruz. Bu yazılarda büyüler, tıbbi bilgi ve tarifler, tarihi olaylar, dinsel bilgiler ve şiir gibi sanatsal içerikler yer alabilir. Peki anlayacaklarımız, yazıda yazılan bilgilerle mi sınırlı? Tabii ki hayır.

Bulguda yer alan içeriğin kendisi dışında bulgudan alabileceğimiz birçok bilgi mevcut. Paleografya, yazının yazıldığı materyallerle ve yazı tipinin diğerleriyle olan farklarıyla da ilgilenir. Bir medeniyetin kullandığı kalem türü, mürekkebi hangi bitki ya da hayvanlardan elde ettikleri; kâğıt yapımında kullandıkları materyal ve teknikler, toplum hakkında bize kapsamlı bilgiler sağlar. Yani paleografya sadece eski yazıların içeriğiyle değil, yazı olgusuyla bir bütün olarak ilgilenir.

Paleografik bulgulara örnekler:

Antik Mısır’da yazılan bu aşk şarkısı:

Videoda Peter Pringle’ın müziğe döktüğü şarkı sözleri, milattan önce 1500’lü yıllardan kalma bir papirüste bulunmuş. Bir erkek ve bir kadının sırayla söylediği şarkıya bakınca, Antik Mısır medeniyetinin aşk algısının çağa göre oldukça gelişmiş olduğu görülüyor. Videoda söylenen kısımda erkek, kadına “kız kardeş” diye hitap ediyor. Ancak gerçekte kardeş değiller. Bu bize Antik Mısır’da aynı topluluktan olan romantik partnerlerin birbirine “kardeş” diye hitap ettiğini gösteriyor. Böylece paleografya, sosyal antropoloji alanına katkı sağlamış oluyor.

Antik Yunan döneminde yazılmıl bu büyü papirüsü:

Greko-Romen Mısır’dan kalma papirüste çoğu Yunanca olan büyü yazıları bulunuyor. Kıpti ve Demotik dilleri de papirüste kullanılmış. Bu bulgu ve paleografya sayesinde Antik Yunan, Roma ve Mısır kültürlerinin bölgede nasıl etkileşime geçtiğini görebiliyoruz. Yazıdan doğrudan aldığımız bilgiler ise dönemin dinsel ve spiritüel inançlarıyla ilgili.

Vikings dizisinin ilham aldığı destanlar: Heimskringla

Yaklaşık olarak 1220 yılında yazıldığı düşünülen Heimskringla, İsveç ve Norveç krallarının efsanelerini içeren bir ‘destan koleksiyonu’. İzlandalı şair ve tarihçi Snorri Sturluson tarafından Eski Nors dilinde yazılan eser, Vikinglerin tarihi, gelenekleri, dilleri ve edebiyatlarıyla ilgili bilgiler sunuyor. Paleografya ve dilbilim sayesinde Nors dili ve İngilizce arasındaki ilişki, eski metinlerin karşılaştırılmasıyla incelenebiliyor. Heimskringla, Vikings dizisinden tanıdığımız Harald Fairhair, Ragnar Lodbrok ve daha birçok önemli Viking figürünü anlatıyor.

Antik dillerin sesi: Nasıl konuşuyorlardı?

Videoda bazı antik dillerin kulağa nasıl geldiğine dair seslere yer verilmiş. Hepsi doğru olmasa da videodaki sesler telaffuz bakımından eski dilleri canlandırıyor. Örneğin Göktürk dili için konulan ses aslında günümüz Kırgız dilinde bir videodan alıntı. Videoda yer alan antik dillerden bazıları şunlar: Antik Mısır dili, Akadca, Sümerce, Antik Yunanca, Hititçe, Keltçe, Eski Norsça. Bu güzel çalışma, eski yazıların paleografya sayesinde çözümlenmesiyle mümkün oldu. Dilbilim sayesinde de diller kapsamlı şekilde çözümlendi.

Paleografya aynı kalmayacak:

Bugün bizden önceki uygarlıklardan kalanları incelediğimizde kil tabletler, dikili taşlar, duvarlar ve papirüs, parşömen, kâğıt gibi materyaller üzerine yazılmış yazılarla karşılaşıyoruz. Çünkü antik ve orta çağın bilimi ancak bu materyallerin kullanımını destekliyor. Bu yazılar genelde tarih, efsaneler, büyü, alternatif tıp, din, kahramanlık ve aşk üzerine yazılmış oluyor. Çünkü yine o yılların bahsedebildiği en derin konular bunlar. Ayrıca kültürel ve bilimsel etkileşimin kısıtlı olması, yazılardaki bilgilerin bölgeden bölgeye değişiklik göstermesine neden oluyor.

Ancak artık modern bilimin getirdiği teknolojiler sayesinde çok daha gelişmiş araçlarla bilgiyi kaydedebiliyoruz. Daha eski yazıtlar hakkında araştırmalar yaparak daha bilimsel yazılar yazabiliyoruz. Ayrıca bilim çok daha fazla alanda çalışma yaparak evreni ve kurallarını keşfetmemizi sağlıyor. Fizik, biyoloji, astronomi, psikoloji ve kimya bunlardan sadece birkaçı. Bu bilgileri eski çağlardan farklı olarak internete yüklüyor, bilgisayarlarımıza ve tabletlerimize kaydediyoruz. Binlerce kopyası basılmış kitaplarla tüm dünyaya dağıtıyoruz. Telefonlarla haberleşip fotoğraflarımızı bulut sistemlerine aktarıyoruz. Peki bu geleceğin paleografyasını nasıl etkileyecek?

Bizden çok sonra gelecek nesillerin bize ait bulguları incelerken ne düşüneceklerini hiç düşündünüz mü?

Geleceğin paleografları üniversitelerde yürütülmüş araştırmalara, bilim kitaplarına, hatta yazdığımız internet içeriklerine nasıl bakacak? Eğer gerilemiş bir medeniyet tarafından bulunursak belki de bize uzaylıların yardım ettiğini düşünecekler. Ya da çok gelişmiş bir medeniyetin paleografları bizi ilkel bulacak. Eğer bu yazıyı bulurlarsa onlara Webtekno olarak buradan selam etmiş olalım.

Umarız “paleografya nedir, paleograflar neleri inceler” gibi sorularınıza yanıt verebilmişizdir. Siz ne düşünüyorsunuz: Bahsettiğimiz bulgulardan sizde merak uyandıran oldu mu? Acaba gelecekte paleografi neleri inceleyecek? Düşüncelerinizi yorumlar kısmında bizimle paylaşmayı unutmayın!

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı