BilimBilim Haberleri

Aşı Karşıtlarının ‘İddiaları’ Neler?

Koronavirüs salgını dünyayı etkisi altına alalı artık 1,5 yıl oldu. Bu 1,5 yılın önemli bir kısmında bütün dünyada büyük bir telaş, panik ve korku hakimdi. Ancak herkes için büyük bir umut vardı; aşı geliştirilecek ve dünyayı bu salgından kurtaracaktı.

Beklenen oldu, henüz bir sene bile dolmadan aşı geldi. Aylarca süren çalışmaların meyvesi olarak farklı şirketler aşı geliştirip kullanımımıza sunmayı başardılar. Fakat aşıların uygulanmaya başlanması, beraberinde ‘aşı karşıtı’ söylemleri de getirdi. Hiçbir bilimsel dayanağı olmayan, hatta çoğu zaman bilimsel verileri karalayarak kendini ‘ispatlamaya’ çalışan aşı karşıtları, şimdiye kadar pek çok farklı senaryo ile söylemlerine devam ettiler. Peki bu senaryolar neler ve bilim bu konuda ne söylüyor?

İddia #1: ‘Koronavirüs aşısı ile vücudumuza çip yerleştirilecek, DNA’mız ile oynanacak ve bizi kontrol edecekler’

Aşı karşıtlarının sundukları en popüler iddialardan biri aşıların içerisinde bir mikroçip olduğu, bunun vücudumuza enjekte edilerek bizi ‘takip edilebilir’ hale getireceği iddiasıydı. Tabii ki buna iddia demek bile oldukça zor çünkü bu söylemi destekleyebilecek hiçbir kanıt ya da bilimsel veri yok. İddianın ortaya çıkma sebebi ise Bill & Melinda Gates Vakfı’nın yürüttüğü bir çalışmaya ve Bill Gates’in yaptığı bir açıklamaya dayanıyor. Kişilerin aşı karnelerinin ciltlerine ‘bir nevi dövme olarak’ işleneceği bu çalışma ile ilgili olarak Gates, bir açıklamasında ‘kimlerin iyileştiğini, kimlerin test edildiğini ve kimlerin aşı olduğunu gösteren “dijital sertifikalar” olacağını söylemişti.

Ancak burada herhangi bir ‘çip’ söz konusu değil ve olay bir açıklamanın gerçekle alakası olmayan şekilde çarpıtılmasından ibaret. Ayrıca bu çalışma 2016 yılından beri yürütülüyor ve henüz uygulamaya koyulmuş bir çalışma değil. Aşı ve komplo teorileri ile aşı karşıtlığı üzerine yürütülen kapsamlı bir araştırma, ‘çip iddialarının’ ve sözde destekleyen bilgilerin yalnızca bir ‘komplo teorisinden’ ibaret olduğunu ve tüm dayanaklarının hatalı olduğunu ortaya koydu.

Ayrıca geliştirilen tüm aşıların içerikleri geliştiren şirketler tarafından açıklanıyor ve ülkelerin yetkili kurumları aşılar üzerinde incelemeler gerçekleştirerek kendi ‘onaylarını’ veriyorlar. Dolayısı ile herhangi bir aşının içerisine ‘gizli’ bir çip yerleştirmek ve bunu gizlice tüm dünya halkına enjekte etmek tahmin edeceğiniz üzere mümkün değil.

Aşılar ile ilgili bir diğer temelsiz iddia, aşıların kişilerin DNA’sı ile oynayacağı ve ‘kontrol edilebilir’ hale getireceği söylemiydi. Oxford Üniversitesi’nden profesör Jeffrey Almond bu konuda BBC’ye yaptığı bir açıklamada ”mRNA’yı bir insana enjekte etmek insan hücresindeki DNA’ya hiçbir etkide bulunmaz” ifadelerini kullandı. Ayrıca bu konuda bilim insanları tarafından yapılan pek çok açıklama, mRNA aşısının hiçbir şekilde doğrudan DNA ile etkileşime girmediğini söylüyor. Bunun aksini gösteren herhangi bir bilimsel çalışma ise bulunmuyor.

İddia #2: ‘Aşıların etkileri bilinmiyor, bizi kobay olarak kullanıyorlar’

Aşı karşıtları da kendi içlerinde birkaç gruba ayrılmış durumdalar. Farklı iddiaları savunan ve kendince gerekçe gösteren farklı kitleler mevcut. Bunlardan biri de ‘ben aşıda çip var demiyorum, ama içinde ne var bilmiyorum. Aşıların faz 3 çalışmaları tamamlanmadı. Bizi kobay olarak kullanıyorlar’ diyen grup.

Bu grubun en garip söylemlerinden biri Amerika ve Avrupa’da koronavirüs aşılarının halka uygulanmadığı, hatta ABD medyasında Türkiye ve bazı diğer ülkelerden ‘denek’ olarak bahsedildiği iddiası. Öncelikle bu iddianın baştan aşağıya yanlış olduğunu belirtelim. Avrupa ve Amerika, aşıların kullanıma sunulmasının hemen ardından çalışmalara başlayarak halkını aşılamaya başladı. Şu an Avrupa ülkelerinin pek çoğunda aşılama oranı ülkemizden çok daha yüksek. Amerika ise neredeyse yüzde 60’lık bir aşılama oranına sahip.

Bu grubun sık sık kullandığı bir diğer söylem ise aşıların faz 3 çalışmalarının henüz tamamlanmadığı ve kullanım onayı almadığı bilgisi. Herkesin basit bir arama ile doğrusuna ulaşabileceği bu ifadeler de gerçeği yansıtmıyor. Örneğin mRNA aşısı BionTech’in faz 3 çalışmaları Aralık 2020’de tamamlanmış; sonuçlarını da hakemli tıp dergisi The New England Journal and Medicine’de yayınlanmıştı.

Aşının içinde ne olduğunun bilinmediği kısmına da aslında bir ilk iddiamızı yanıtlarken değinmiştik ama tekrar belirtelim; aşıların içerisinde ne olduğunu biliyoruz ve herhangi bir aşının içerisinde gizli bir maddenin olması mümkün değil.

Bu gruba dahil olan aşı karşıtları kendilerini ‘diğer aşı karşıtlarından’ ayrı tutarak ‘komplo teorisyeni ya da genel olarak aşı karşıtı olmadıklarını’ ancak koronavirüs aşılarının çok yeni aşılar olmaları sebebiyle güvenmediklerini söyleyerek söylemlerini haklı çıkarmaya çalışıyorlar. Ancak yukarıda da açıkladığımız üzere, bilimsel çalışmalar bu söylemlerin de en az diğer söylemler kadar bilimsellikten uzak ve gerçek dışı olduğunun bir kanıtı.

İddia #3: ‘Aşının içinde insan ve hayvan ceninlerine ait dokular var’

Yine aşının içeriğine dair gerçeği yansıtmayan bir diğer iddia da aşıların içeriğinde domuz, inek gibi hayvanların ceninlerine ve insan ceninlerine ait dokuların olduğu iddiası. Bu iddiaların dayandırıldığı yer ise çarpıtılan bazı bilgiler. Aşı geliştirme çalışmaları esnasında laboratuvar ortamında üretilen bazı hücreler kullanılabiliyor. Bu hücreler embriyonik hücrelerin klonlanmasıyla oluşturuluyor ancak bu yeni bir yöntem değil ve bu hücreler aşının içeriğinde yer almıyor.

Daha önce sizlerle paylaştığımız ve klonlama konusunun detaylarına yer verdiğimiz yazımızda da bahsettiğimiz üzere, embriyonik hücrelerin klonlanmasına ilişkin çalışmalar uzun yıllardır yapılıyor ve yalnızca aşıların geliştirilmesinde değil sağlık alanında farklı çalışmalar için de bu yöntem yıllardır yaygın olarak kullanılıyor.

İddia #4: ‘Aşı olanlar kalp krizinden ölüyor, aşının yan etkileri öldürüyor, aşı insanların ‘kısır’ olmasına sebep oluyor’

Gelelim Twitter’da karşımıza sık sık çıkan, aşı karşıtlarının en sık kullandıkları söylemlerden ‘aşının zararlı olduğu ve yan etkilerinin insanları öldürdüğü’ iddiasına. Aşıların olası yan etkileri konusunda pek çok bilimsel araştırma yürütülüyor.

Bu iddialardan en yaygını olanı, aşı olan kişilerin kalp krizi geçirdiğine ilişkin iddia. Aşıları kalp sağlığı üzerindeki etkilerine ilişkin yürütülen bir çalışma, özellikle genç yetişkinlerde aşı sonrası oldukça nadir olmakla birlikte miyokardit ve perikardit vakalarının (kalp zarı iltihaplanması ve kalp kası iltihaplanması) gözlemlendiğini ortaya koyuyor. Ancak bu oran oldukça düşük ve vakaların büyük çoğunluğu hafif atlatılan ve kısa sürede iyileşen vakalar olarak kayda geçmiş durumda. Bunun dışında COVID-19 aşılarının doğrudan kalp krizine ve ölüme neden olduğuna dair herhangi bir veri bulunmuyor.

Bir diğer iddia ise koronavirüs aşılarının kısırlığa sebebiyet verdiği yönündeki iddia. Ancak şimdiye kadar yürütülen bilimsel çalışmalarda bu konuda herhangi bir veriye rastlanmadı. Aşılara ilişkin bunlar dışında şimdiye kadar ortaya çıkan bazı alerjik reaksiyon kaynaklı durumlar dışında herhangi bir ciddi yan etki bulunmuyor. Görülen en yaygın yan etkiler ise kol ağrısı, baş ağrısı ve halsizlik hissi.

İddia #5: ‘Aşılar işe yaramıyor, aşı olanların hastaneye yatma ve ölüm oranları artıyor’

Son dönemde karşımıza çıkmaya başlayan ve aşı karşıtı tutumu ‘güçlendirerek’ yanlış algıya yol açan bir diğer iddia ise aşıların işe yaramadığı, aşı olanların hastaneye yatma ve ölüm oranlarının aşı olmayanlara kıyasla yüksek olduğu iddiası. Bu iddianın çıkış noktası ise dünyada en yüksek aşılama oranına sahip olan İsrail’de artan vaka sayıları ve yeniden tam kapanmaya gidilmiş olması.

Öncelikle hatırlatmakta fayda var; koronavirüs salgınına çare olarak geliştirilen hiçbir aşı %100 koruma sağlamıyor. Yani aşı olmuş kişilerin de testleri pozitif çıkabiliyor. Fakat başından beri sık sık vurgulandığı gibi; aşılar özellikle ölüm ve hastaneye yatma oranını azaltıyor. Hastalığa yakalansak bile hafif atlatıyoruz.

Peki İsrail’de hastaneye yatan ya da ölen kişiler arasında neden aşılıların sayısı artıyor? Cevabı çok basit; çünkü aşılı olanların sayısı artıyor. Toplumun tamamının aşılandığı bir senaryoda tüm hasta ve ölüm vakaları aşılılar arasından çıkacaktı, benzer bir durum aşılama oranları yükseldikçe kendini gösteriyor. Çok basit bir mantık ile anlaşılabilecek ve zaten beklenen istatistikleri çarpıtarak sunan kişiler, bu hareketleri ile aşı karşıtlarının eline hiçbir gerçekliği olmayan büyük bir koz veriyor.

Fakat dünyanın dört bir yanından bilim insanları, aşıların etkili olduğunu, ölüm ve hastaneye yatış oranlarını azalttığını söylemeye devam ediyor. Varyantlar ile ilgili de güncel olarak çalışmalar yürütülüyor ve geliştirici şirketler ile bağımsız araştırmalar, varyantlar karşısında aşıların koruyuculuk oranlarını açıklıyor. Güvenmemiz ve takip etmemiz gereken veriler de tam olarak bunlar.

Sonuç olarak;

Aşı karşıtı olmak, başı ağrıdığında ağrı kesici içerken ya da uçağa binip bir yerden bir yere giderken bilime farkında olmadan ‘güvenen’ insanların, sosyal medyanın yıkıcı bir etkisi olarak ortaya çıkan davranışının bir sonucu. Bilimsel veriler, özellikle de söz konusu insan sağlığı olduğunda güvenebileceğimiz yegane kaynak. Eğer çok şüpheciyseniz, farklı bağımsız kaynakları araştırarak da doğruyu bulabilir; bir bilimsel araştırmanın ‘yanlı, gerçek dışı, bizi kandırmak için’ olup olmadığını görebilirsiniz.

Dikkat etmemiz gereken ise bilimsel olarak kabul göreceği herhangi bir mecrada yayınlanmamış sözde ‘bilimsel araştırmalar’. Kişisel ‘görüşlerini’ bilimsel dayanaklar olmadan sunan sözde ‘bilim insanlarına’ aldırış etmeden, bahsi geçen konunun insan hayatı olduğunun bilincine vararak karar vermemiz gerektiğini unutmamalıyız.

Kaynak 1, Kaynak 2, Kaynak 3, Kaynak 4, Kaynak 5, Kaynak 6, Kaynak 7, Kaynak 8, Kaynak 9, Kaynak 10

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı