BilimBilim Haberleri

Aşı Karşıtlığının İki Asırlık Tarihi

Aşı karşıtlığı yeni bir şey değil. Her ne kadar bu dönemde sosyal medyanın da etkisiyle daha hızlı yayılsa da koronavirüs öncesinde sağlık bakanının, kızamık aşısı yaptıranların oranının düşmesinin endişe verici olmasından bahsettiği açıklamaları kimi zaman gündemde yer buluyordu. Çocuklarını aşılatmayan ebeveynler yüzünden vakalar son yıllarda artış göstermiş durumda.

Uzman Doktor Gökmen Özceylan‘ın Türkiye’deki aşı karşıtlığıyla ilgili yönettiği bir araştırmaya göre, çocuklarına aşı yaptırmayan ailelerin sayısı, 2010’da 183 iken, 2017’de bu sayı 23 bine kadar çıkmıştı. Aşıların güvenliği ve etkinliği hakkında yanlış bilgileri paylaşan bu gruplar insanları siyasi, ideolojik veya başka nedenlerle kasıtlı olarak yanıltarak ciddi bir dezenformasyon yayıyor.

Dünya Sağlık Örgütü, aşı karşıtlığını günümüzün en büyük on sağlık tehdidinden biri saymıştır. Çünkü aşıya olan karşıtlığın toplum nezdinde hızlı bir şekilde yayılması salgınlara ve aşıyla önlenebilir hastalıklardan dolayı ölümlere neden oluyor. İlk aşılama yöntemleri 11. yüzyılda Çin’de yapıldı. Çiçek hastalığı nedeniyle oluşan yaraların kabuklarından elde edilen tozlar sağlıklı çocukların burunlarından veriliyordu ve bu sayede bağışıklık kazandırılıyordu.

Bu yöntemin Batı’ya taşınması için yüzyıllar geçmesi gerekti.

1700’lü yıllarda Çin’de yapılan yöntemin benzeri İstanbul’da da yapılıyordu ve Osmanlı’daki Britanya büyükelçisinin eşi Mary Wortley Montagu bu yöntemi gözleyip Londra’ya götürmeye karar verdi.

Bu bağışıklama işleminde çiçek hastalığının neden olduğu kabarcıklardan alınan az miktardaki madde, küçük bir kesikle sağlıklı kişilerin derisinin altına yerleştiriliyordu. İki yılınıİstanbul’da geçiren Leydi Mary, çiçek hastalığı geçirmişti ve yüzünde hastalığın izlerini taşıyordu. Leydi Mary’nin kardeşi bu hastalık nedeniyle hayatını kaybetmişti. Leydi, İngiltere’de henüz yapılmayan çiçek aşılamasının İstanbul’da yaygın olduğunu görünce oğlu Edward’ı aşılattı.

Londra’ya döndükten sonra üç yaşındaki kızına halkın gözü önünde aşı yaptırdı. Başlangıçta, çoğu Britanyalı doktor, bu uygulamayı köylü kadınların başvurduğu bir kocakarı ilacı olarak gördü. Ancak Kraliyet Doktorlar Koleji Başkanı Hans Sloane, uygulamanın “insanlık için önemli ilerlemeler yaratacağını” söyledikten sonra İngiltere’de de çiçek bağışıklamasının önü açıldı.

Uygulama İngiltere’de ve kolonilerinde yayıldıkça direnç gösterenlerin sayısı da artmaya başladı. En dikkate değer direnç, 1721’deki çiçek hastalığı salgınında Boston‘da ortaya çıktı. Kolonyal Amerika’daki en önemli entelektüel figürlerden biri olan ve gençken tıp okumuş püriten papaz Cotton Mather variolizasyon yöntemini şiddetle savunuyordu. Ancak çok az Bostonlı hekim, Mather’a katılıyordu.

Boston’daki 10 doktordan yalnızca biri, bu riski almaya istek duymuştu. Diğer hekimlerse Mather’ı ve savunduğu uygulamaya şüpheyle yaklaşıyordu. Hatta Mather’ın penceresine tuğlalar fırlatıp ona “çocuk katili” diyenler oluyordu. Bu uygulama, Tanrı’nın iradesine saygısızlık olarak görülmüştü. Buna göre kimin çiçek hastalığına yakalanacağını, kimin hayatta kalacağını ve öleceğini yalnızca Tanrı belirlemeliydi. Böylece aşıya yönelik ilk direnişin temeli kültürel önyargı ve dinsel inançla atıldı.

1790’ların sonunda, çiçek hastalığı Avrupa’yı harap etmiş, yılda yaklaşık 400 bin kişinin ölümüne yol açmış, sayısız kişinin sakat kalmasına neden olmuştu. Ancak Boston’daki dirence rağmen bağışıklama 18. yüzyılda yaygınlaştı.

14 Mayıs 1796’da ise çok önemli bir deney yapıldı ve modern aşı ortaya çıktı.

İngiltere’nin Berkeley, Gloucestershire kasabasında çalışan Dr. Edward Jenner, kasabadaki bağışıklama işlemi sırasında ilginç bir keşfe imza attı. İnekleri sağan sütçü kızlar, işlemden sonra hiçbir yan etki göstermiyor, hastalığa yakalanmıyor ve yine de bağışıklık kazanıyordu.

Bu kızlar doktora sıklıkla hasta hayvanları sağarken sığır çiçeği kaptıklarını söylüyordu. Bu sayede Jenner, aşılama için çocukları doğrudan çiçek hastalığına maruz bırakmak yerine çok daha hafif bir hastalık olan sığır çiçeğini kullanmanın mümkün olabileceğini düşündü.

Hipotezini kanıtlamak için bir deney tasarlayan Jenner, sütçü kızlardan Sarah Nelmes’in kolundaki sığır çiçeği yaralarından aşı maddesi oluşturdu ve 14 Mayıs 1796’da James Phipps isimli bir çocuğu aşıladı. Deney işe yaramıştı. Phipps, doğrudan çiçek hastalığına maruz kalmadan bağışıklık kazanmıştı. Böylece çiçek aşısı ortaya çıktı. Bununla beraber modern aşı terimi kullanılmaya başladı. İngilizcede aşı anlamına gelen “vaccine” kelimesi, Latince’de “inek” anlamına gelen “vacca” sözcüğünden türedi. Böylece inekler, isimsiz kahramanlar olarak aşı tarihine geçti.

1801’de, yani Jenner metoduna göre çiçek aşısı uygulaması başladıktan üç yıl sonra Osmanlı Devleti’nde aşı resmi politika haline geldi.

Çiçek aşısının uygulanması için 1885’te bir kanun çıkarıldı. Bu kanun, dünyada ilkti ve aşı yaptırmayan kişiler askeri ve yatılı okullara alınmıyordu.

İlerleyen yıllarda bu kanuna, yeni doğan bebeklerin aşılanması, çocuğunu aşılatmayan ailelere ceza kesilmesi gibi maddeler de eklendi. Daha sonra ise Osmanlı Devleti’nde yaşayan herkese 6 aylık, 7 yaşında ve 19 yaş sonuna kadar olmak üzere üç defa aşılanma mecburiyeti getirildi.

Jenner’ın deneyi, kimilerini kızdırmıştı.

Bu kişiler, aşılanan kişilerin sığırlara dönüşeceğini ve kadınların büyük baş hayvanlarla aşk yaşayacağını iddia ediyordu. Ancak tabii ki işin sonunda inek-insanlar ortaya çıkmadı. 1800’e gelindiğinde Avrupa’da 100.000’den fazla kişi çiçek hastalığına karşı aşılanmıştı. Ancak aşı karşıtı propagandalar hâlâ devam ediyordu.

Zorunlu aşılama çiçek hastalığının neden olduğu ölümleri azaltsa da hem Birleşik Krallık’ta hem de ABD’de büyük bir dirençle karşılaştı. Atlantik’in her iki yakasında bir dizi aşı karşıtı örgüt kuruldu. Protestolarda 80 ila 100.000 kişi, şehir sakinlerinin yüzde 4’ünün çocuklarını aşılatmadığı gerekçesiyle yargılanmasına karşı yürüdü. Ellerinde Edward Jenner’ın resmi ve çocuk tabutları vardı.

Yüzyıllarca devam eden ve 300 milyon insanı öldürdüğü tahmin edilen bu hastalık, aşılar sayesinde tamamen yok edilmiş olmasına rağmen aşı karşıtlığı hep devam etti.

  • Kolundaki işaret nedir, anne?

  • Çiçek aşısı izi.

  • Neden bende yok?

  • Çünkü işe yaradı.

Aşı karşıtı hareket 1930’larda da gücünü korudu. Ancak bu, dünyanın aşı çağına girişine engel olamadı. Çiçek aşısının genel kullanımı ve çiçek hastalığından kaynaklanan ölümlerdeki bariz düşüş, diğer tehlikeli ve bulaşıcı hastalıklar için aşı geliştirme çalışmalarına yönelik ilgiyi daha da artırdı. Böylece dünya kuduz, difteri, tetanoz kızamık, kabakulak, çocuk felci ve diğer bir dizi tehlikeli hastalığa karşı aşıların geliştirildiği bir çağa girdi.

1970’lerde ise Britanya’da bazı çocuklarda görülen nörolojik rahatsızlıklardan DTP aşısını sorumlu tutanlar oldu. Bir raporda 36 çocuğun difteri aşısı sonrası nörolojik eziyet çektiği iddia edildi. Aşı karşıtı bir doktor da difteride nörolojik bozuklukların ve rahatsızlıkların rapor edildiği olayları içeren bir kitap serisi yayımlayarak tartışmayı alevlendirdi.

Buna cevap olarak, Aşı ve Bağışıklık Ortak Komitesi ulusal çocuk ensefalopati çalışmasını başlattı. Çalışma, nörolojik problemler yüzünden hastaneye başvuran hiçbir çocuğun durumunun, aşıyla ilgili olmadığını ortaya çıkardı. Fakat Birleşik Krallık’ta yan etkilerden endişelenenler, DTP aşısını reddetmeye başlamıştı. Aşı uygulamasına itaat etme ve aşı yaptırma oranı, 1974’te yüzde 81’ken, 1980’de yüzde 31’e düştü.

Bu keskin düşüş, ülkede 1981-83’te büyük bir boğmaca salgınına neden oldu. Salgın 2012’de de baş gösterdi ve yalnızca İngiltere’de 9 bin 300’den fazla boğmaca vakası kaydedildi.

20. yüzyılda aşılamadaki ilerlemeler, ABD’deki çocukluk çağı boğmaca vakalarının azalmasını da sağlamıştı. Ancak 21. yüzyılın başlarında aşı olanların oranı azalınca vakalar 20 kat arttı ve çok sayıda ölümle sonuçlandı.

1998-2004: Andrew Wakefield’ın KKK aşısına dair otizm iddiası

Britanyalı gastroenteroloji uzmanı Dr. Andrew Wakefield, 1998’de 12 arkadaşıyla birlikte tıp dergisi Lancet’te KKK (kızamık, kızamıkçık, kabakulak) isimli karma aşıyla otizmin bağlantılı olabileceğini öne süren bir makale yayımladı. Makale, KKK aşısındaki canlı virüsün bağırsak mukozasının geçirgenliğini artırarak kana, oradan da beyne geçtiğini ve otizme neden olduğunu iddia ediyordu. Çalışmada yer alan 12 çocukta otizm bulgularının KKK aşılamasından bir ay sonra ortaya çıktığı iddia ediliyordu.

Ancak Wakefield’ın çalışmasında ciddi metodoloji problemleri vardı ve bu nedenle bilimsel çevreler tarafından şüpheyle karşılanmıştı. Her şeyden önce çalışma sadece 12 çocuk üzerinde yapılmıştı. O yıllarda Birleşik Krallık’ta ayda 50.000 çocuk KKK aşısı oluyordu. Bağlantının sadece 12 çocukta gösterilmesi ise verilerin art niyetli olma ihtimalini gündeme getiriyordu. Wakefield’ın çalışmasında, bilimsel deneylerde altın kriter sayılan kontrol grubu da yoktu. Yani bulgular KKK aşısı olmayan çocuklardan alınan örneklerle karşılaştırılmamıştı. Ayrıca bağırsaktan kana, oradan da beyne geçen zehirli maddelere veya KKK aşısına ait kalıntılara da rastlanmamıştı.

Tüm bunlara rağmen makalenin bulguları basında geniş yer buldu. Ebeveynler arasında yayılan endişe nedeniyle 1998 ve 2003 arasında Birleşik Krallık’ta KKK aşılama oranı yüzde 92’den yüzde 80’e geriledi ve Wakefield küresel aşı karşıtlığının simgelerinden biri oldu.

Peki aşılar otizme neden olur mu?

2000’lerin başından itibaren, Wakefield’ın iddialarını yalanlayan bir dizi bilimsel araştırma yapıldı. 2002’de Finlandiya’da yapılan bir çalışmada KKK aşısı olan 1,8 milyon çocuktan sadece 174 tanesinde otizmle ilgisiz yan etkiler görüldüğü ve aşılamayla otizm arasında bağlantı bulunmadığı saptandı.

Danimarka’da 500 bin çocuk üzerinde yapılan bir araştırmada ise “KKK aşıları ve otizm görülme sıklığı arasında bir ilinti olmadığı, hastalık sıklığının aşılanmış ve aşılanmamış çocuklarda aynı olduğu” saptandı. Kanada’da yapılan bir diğer araştırmada ise 28 bin çocuk incelendi. Bu çalışmada da “KKK ve otizm gelişimi arasında bir neden sonuç ilişkisi olmadığı” görüldü.

Zaten daha sonra Wakefield adlı bu şarlatanın bir çıkar çatışması içerisinde olduğu ve bir dizi etik ihlalde bulunduğu ortaya çıktı. Örneğin, bu araştırma sırasında KKK aşısına rakip bir kabakulak aşısının patenti için başvuru yapmıştı. Böylece söz konusu araştırmanın, kullanımdaki aşıyı karalama ve Wakefield’in ortağı olduğu firmanın aşısını piyasaya sürme amacı taşıdığı saptandı. Yani tamamen duygusal mevzular!

Bunun yanında bilimsel çalışmalarda örnek vakaların rastgele seçilmesi gerekirken, Wakefield’in incelediği çocuklardan 5’inin aşı üreticilerine toplu dava açan avukatın müşterileri olduğu anlaşıldı. Wakefield’in araştırma sırasında bu 5 çocuğun avukatından 50 bin sterlin aldığı ve bu maddi yardımı araştırmayla ilgili hiçbir yerde beyan etmediği ortaya çıktı.

Bu bilgilerin ortaya çıkmasının ardından, çalışmada Wakefield’in ekibinde yer alan 12 doktordan 10’u çalışmadan çekildiğini açıkladı. 2010’da Lancet, kamuoyuna açıklama yaparak etik dışı uygulamalar ve sonuçların çarptırılması nedeniyle makaleyi yayından çektiğini açıkladı. Birleşik Krallık Tıp Konseyi de 24 Mayıs 2010’da Andrew Wakefield’in “doktor” unvanını geri aldı ve doktorluk yapmasını yasakladı.

Gazeteci Soner Yalçın da aşı karşıtlığıyla gündemde yer alıyor.

Yalçın, Saklı Seçilmişler ve Kara Kutu isimli kitaplarıyla tartışma yaratmıştı. Bu kitaplarında Yalçın, çocukların aşıdan aldığı cıva miktarının 237 grama yükseldiği, aşıların romatoit artrite ve kısırlığa yol açtığı, aşı olan bebeklerde ölüm oranının daha fazla olduğu gibi iddialarda bulunmuştu.

Ancak Kara Kutu’da yer alan iddiaların kaynakları araştırılmış ve kitabın kaynakçasındaki referansların bir kısmının yanlış olduğu, bir kısmının da güvenilir olmadığı anlaşılmıştı. Örneğin, Yalçın kızamık aşısının romatoit artritle ilişkilendirildiği iddiasını New England Journal of Medicine isimli bilimsel dergiye dayandırmış ama dergide böyle bir makale yayımlanmadığı ortaya çıkmıştı.

Yazarın bebek ölümlerinin arttığına dair iddiasında da hekim Neil Z. Miller’e de atıfta bulunduğu ama Miller’ın hekim değil, muhabir olduğu ve çıkar çatışması içinde bulunduğu ifade edilmişti. Benzer şekilde araştırmaların, aşıların kısırlıkla ilişkili olmadığını ortaya koyduğu dile getirilmişti.

Bir diğer aşı karşıtlığı yayıcısı ise Ümit Aktaş.

İnternet sitesinde bir kutu zerdeçal kapsülünü bile 500 TL’ye satan ve işi fitoterapi olmasına rağmen uzman olmadığı bir alanda kanıtsız söylemlerde bulunan bu şahıs da belli bir kitlenin ilgisini çekerek iyi bir maddi kazanç sağlamış durumda.

Bütün bunlar sizi tatmin etmediyse aşı karşıtlarının iddialarına tek tek cevap verelim ki akıllarda soru işareti kalmasın:

Bill Gates, aşılananlara çip mi takacak?

Söz konusu iddiaya göre, koronavirüs salgını milyonlarca kişinin vücuduna izlenebilir mikroçip yerleştirmek için ortaya atıldı ve tüm bunların arkasında Microsoft’un kurucusu Bill Gates var. Ancak “aşı mikroçipi” diye bir teknoloji mevcut değil ve Gates’in gelecekte böyle bir projesi olduğuna dair kanıt bulunmuyor.

Uzmanlara göre Gates’e yönelik karalama kampanyasının amacı, Kovid ve aşılar gibi konuların komplo teorileriyle ilişkilendirilmesini sağlayacak bir sembol yaratmak. Gates’in de o sembollerden biri olduğu düşünülüyor.

Koronavirüsün tehlikesi mevsimsel grip kadar mı?

Bu iddia da bilimsel araştırmalarla çürütüldü. Tıp dergisi Lancet’te yayımlanan bir araştırmada 2019’da ve 2020’de aynı zaman dilimi içerisinde grip ve Kovid nedeniyle hastaneye başvuran hastalar incelendi ve Kovid ölüm oranının gripten yaklaşık 3 kat fazla olduğu saptandı.

mRNA diye bilinen yeni teknolojiyle üretilen Kovid aşılarının insanın DNA’sını değiştirecek mi?

mRNA aşıları hiçbir zaman bir hücrenin çekirdeğine etki etmiyor. Bilim insanları bu aşının insan genomunu etkilemesinin ne pratikte ne de teoride mümkün olmadığını ifade ediyor.

Oxford Üniversitesi’nden Jeffrey Almond, “mRNA’yı bir insana enjekte etmek insan hücresindeki DNA’ya hiçbir etkide bulunmaz” diyor. mRNA, vücudun kendi moleküler mekanizmalarını kullanarak, hücrelere virüste yer alan proteine benzer bir protein üretmeyi öğretiyor ve bu da bağışıklık sisteminin tepki vermesini sağlıyor.

Aşılarda cenin dokuları mı kullanılıyor?

Aşıların insan ve hayvan ceninlerindeki bazı dokuları, özellikle de akciğer dokularını içerdiğine yönelik söylentiler, “anne karnındaki 3-6 aylık bebeklerin kürtajla alınıp bedenlerinin aşı çalışmaları için kullanıldığı” iddialarına kadar varıyor.

Southampton Üniversitesi’nden Dr. Michael Head ise “Herhangi bir aşı üretim sürecinde cenin hücresi kullanılmıyor” diyor. Bu söylentilerin, aşı geliştirme süreçlerinde laboratuvarda üretilen bazı hücrelerin de kullanılmasından kaynaklandığı düşünülüyor.

Fakat bu hücreler, embriyonik hücrelerin klonlanmasıyla oluşturuluyor. 1960’larda geliştirilen bu teknikte “bebeklerin 3 aylıkken kürtajla alınıp aşı çalışmalarında kullanılması” gibi bir durum söz konusu değil. Uzmanlar da klonlanmış hücrelerle çalıştıklarını belirterek, bu hücrelerin “kürtajla alınmış bebeklerin hücreleri olmadığını” vurguluyor.

Aşılardaki maddeler gerçekten de zararlı mı?

Aşı karşıtlarının, aşılarda yer alan bileşiklerle ilgili iki temel iddiası var. Bunlardan ilki timerosal’in zararlı olduğu ve otizme yol açtığı iddiası. Timerosal, cıvanın dönüşümüyle elde edilen bir bileşik ve bir çeşit cıva bileşiği olan etil cıvadan oluşuyor. Etil cıva için yapılan araştırmalarsa maddenin beyne geçmediğini ve tamamının 4 ila 9 gün içinde vücuttan dışkılamayla atıldığını gösteriyor. Timerosal, kozmetik malzemeleri ve göz damlalarında da kullanılıyor.

Türkiye Sağlık Bakanlığı’nın aşı içeriğindeki maddelerle ilgili kılavuzunda, ülkemizde thiomersal diye bilinen bu maddenin otizmle ilişkisi olmadığı vurgulanıyor. Cıvanın farklı bir çeşidi olan metil cıva ise vücuttan ancak 50 günde atılıyor ve bu süreçte vücutta birikebiliyor. Metil cıva zehirli olduğu için kullanımı yasak. Ancak timerosal içinde metil cıva bulunmuyor.

Aşı karşıtı hareketin bir diğer iddiası ise aşılarda adjuvan, yani etki artırıcı madde olarak kullanılan alüminyumun fazla ve zararlı olduğu. Ancak insanlar, günlük ortalama 7 ila 9 mg. alüminyumu besinler, su ve hava yoluyla alıyor. Bebekler de 6 aylık oluncaya dek anne sütünden 10 mg. alimunyum alıyor. Bir insanın ömrü boyunca aşılar yoluyla aldığı alüminyum miktarı ise sadece 4 mg. Bu alüminyumun çoğu da dışkılama ve bir kısmı da idrarla vücuttan atılıyor.

“İyileşme oranı” argümanı

Sosyal medyada yer alan aşı karşıtı argümanlardan birisi de, “Eğer koronavirüsten ölme oranı bu kadar az ise aşı olmak gereksizdir” düşüncesi. Aşı olmaya karşı insanlar, Covid-19 hastalığında iyileşme oranının yüzde 99,97 olduğu söylenerek, koronavirüs kapmanın aşı olmaktan daha güvenli bir seçenek olduğunu ileri sürüyorlar.

Öncelikle bu “iyileşme oranı”, yani virüs kaparak iyileşenlerin oranı doğru değil. Oxford Üniversitesi’nden istatistik uzmanı Jason Oke, koronavirüsten enfekte olanların yüzde 99’unun kurtulduğunu söylüyor. Yani her 10 bin kişiden 100’ü yaşamını yitiriyor ve bu sayı, iddia edilenden oldukça fazla.

Öte yandan Oke şunu da ekliyor: “Risk yaş aralığına bağlı olarak çok değişiyor ve Covid-19 kaynaklı olarak uzun vadede meydana gelebilecek ölümler hesaba katılmıyor.” Yani mesele sadece hayatta kalmaktan ibaret değil. Ölenlerin yanı sıra yoğun bakıma alınanlar ve hastalığın uzun vadeli etkilerini yaşayanlar da söz konusu.

Sağlık sistemlerinin kapasitesinin aşılması, başka hastalık ve yaralanmalardan muzdarip hastaların iyileştirilmesi konusundaki olanakları da kısıtlıyor. Londra Hijyen ve Tropik Tıp Okulu’ndan Prof. Liam Smeeth, toplam ölüm oranına odaklanmanın aşılarla ilgili temel noktayı kaçırdığını belirterek, aşı olmanın başkalarını korumak için atılması gereken bir adım olduğunu kaydediyor.

Covid-19 aşısı bazı gençlerde kalp iltihaplanmasına mı sebep oluyor?

CDC, iltihaplanmalara aşının neden olduğuna hükmetmiş değil. Araştırmalar devam ediyor. Normalden fazla kalp iltihaplanması vakası bulunmuyor. Bu risk Covid-19’un neden olabileceği risklerden çok daha hafif, yani aşının faydaları ağır basıyor. Üstelik bu durum tedavi edilebiliyor.

Bazı kişilerin kollarına mıknatıs yapışmasının nedeni Covid-19 aşıları mı?

Bilim insanları, bazı kişilerin derilerine manyetik cisimlerin yapışmasını, tenlerinin yapısından kaynaklı sürtünmeye bağlıyor. Aşılarla bir ilgisi yok.

Koronavirüs sürekli mutasyona uğradığı için aşılar işe yaramayacak mı?

Virüsün mutasyona uğradığı en kötü senaryoda bile, etkinliği kanıtlanan aşılar hastalığın yayılımını durdurma anlamında olumlu bir etki yaratma potansiyeline sahip.

Aşıdaki luciferase enzimi genlerimizi mi değiştirecek?

Covid-19 aşılarındaki luciferase enziminin genlerimizi değiştirip insanları radyo dalgaları toplayan antenlere dönüştüreceği iddialarının bilimsel dayanağı yok.

Covid-19 aşısı nasıl oldu da bu kadar kısa sürede bulundu?

Covid-19 aday aşılarının hızlıca bulunmasının bazı nedenleri olduğu açık, ancak bu global bir komplodan değil, salgının kendine has koşulları ile çağın olanaklarından kaynaklı.

Aşılar kısırlığa mı neden oluyor?

Araştırmalara göre aşılanan bireylerin kısırlık oranları değişmiyor. Aksine sperm kalitesinde artış saptandı.

Covid-19 aşısı olanlar bir daha kan veremeyecek mi?

Covid-19 aşısı olanlar kan verebiliyor. Kızılay, aşı olduktan yedi gün sonra semptom göstermeyen kişilerin bağışlarını kabul ediyor.

Aşı karşıtları aşılarla ilgili gerçekten mantıklı bir şeylere karşı çıkmak istiyorlarsa aşı patentinin ortadan kalkması için çaba gösterebilirler.

Ortak bir havuzdan ortak aşı üretimi yapılarak şirketlerin/ülkelerin aşıları yerine “dünyanın aşıları” üretilebilir. Daha sonra da öncelikli gruplara göre aşı dağıtımı yapılabilir. Afrika’da aşı olmayan sağlık çalışanları ve yaşlılar dururken, başka ülkelerde 15-45 yaş arası, hastalıktan çok etkilenmeyen nüfusun aşılanması etik değil. Bu gibi sorunlara yönelmek aşı karşıtları için çok daha mantıklı bir tercih olacaktır.

İtalya’da son altı ayda Covid-19 nedeniyle hayatını kaybedenlerin yüzde 99’unun aşısını tamamlamamış kişiler olduğu açıklandı.

Benzer bilgiler Türkiye dahil diğer ülkelerden de geldi.

Aşı olmadığınız sürece kısıtlamaların tekrar getirilmesi gündem olabilir ve bu bencilliğiniz yüzünden aşı olanların da karantinaya, kısıtlamalara yeniden maruz kalmasına neden olabilirsiniz. Üstelik ne kadar geç aşı olursanız dirençli varyantlar da artacaktır, yaydığınız bilgi kirliliğiyle başlarını da etkileyerek insanları hayatından ediyorsunuz.

Kaynaklar: History of Vaccines, Verywell Health, Science News, Independent Türkçe, Teyit, Yalansavar, BBC Türkçe, Sarkaç, Wikipedia

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı