BilimBilim Haberleri

Evlerimizde Bulunan Damacana Suları Sağlıksız mı?

Hangi su daha sağlıklı; damacana mı, arıtma mı, pet şişe mi, musluk mu? Bu sorunun cevabı konusunda çeşitli uzmanların çeşitli fikirleri bulunuyor. Uzmanlara bakılırsa aslında hepsinin de riskleri var fakat birkaç araştırma ve tedbirle en sağlıklı yolu bulmak sizin elinizde.

Gönül isterdi ki hepimiz Nazım Hikmet şiirinde olduğu gibi ağzımızı musluğa dayayıp su içebilelim ancak günümüz dünyasında artık bu hayal olmuş durumda. İçeriği okuduktan sonra evinizde bulunan damacana artık eskisi kadar masum görünmeyecek.

Geçtiğimiz günlerde, damacana su alan bir vatandaş bu manzarayla karşılaşmıştı.

Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi (ESKİ) tarafından dolumu yapılan “Kalabak” adlı markaya ait damacanın içerisinde kirli bir hortum çıkması sonucunda Avukat Pınar Turhanoğlu Gücüyener, bu durumun ilk kez yaşanmadığını, daha önce de yabancı maddeler çıktığını ve kullanım tarihi en fazla 5 yıl olması gerekirken 10 yıllık damacanaların bile kullanıldığını açıklamıştı.

Bu olay üzerine damacanaların sağlıklı olup olmadığı epey tartışıldı ve sektörün içinden bir Ekşi Sözlük yazarı, damacanaların tehlike saçtığını iddia etti.

Ekşi Sözlük’te paylaşılan yazıya göre; bir boş damacana yaklaşık 60 TL civarı bir maliyete sahip ve su fabrikaları bunları müşterilerinden depozito olarak alıyor veya bölge bayilerine bu maliyeti yüklüyor. Damacanalar fabrikaya ait değil, bayilere veya son kullanıcılara ait oluyor. Yani sistemde dolaşan tüm damacanalar sahipli, fabrikada stok olarak durmuyor.

Hal böyle olunca; bölge bayisi, boş damacanaları müşterilerden toplayıp fabrikaya gönderiyor ve fabrikada boşları boşalttığı zaman hemen anında doluları yükletemiyor, çünkü ambalajlar bayiye ait ve kendi boşlarının dolumunu bekleyip dolduktan sonra yükleyip gidecek.

Bu esnada sezonun hızına göre, ki yaz ayları en yüksek sezondur, kullanılmış damacanalar tırlardan boşaltılırken bir adet işçiye bu damacanalar görsel ve burunsal bir teste tabi ettiriliyor.

Bu işçi eğer bu damacanaları onaylarsa damacanalar çalkalanıp tekrar doldurulup kapaklanıyor. Fakat bu işçi onay vermezse damacanalar kostik ve sıcak suyla yıkama hattına veriliyor (Süreci uzattığı için yüksek sezonda tercih edilmiyor yıkama işlemi).

Sektörde çalışan iddia sahibine göre; damacanaların içine mazot koyup taşıyanlar, mevlütte ayran/limonata koyanlar, nargile şişesi olarak kullananlar bile olabiliyor.

Ayrıca bu damacanalar motosikletlerde bacak aralarında ağzı açık şekilde taşınıyor, tüp arabalarında kenarda köşede tutuluyor, her türlü pisliğe maruz kaldıktan sonra çalkalanıp dolduruluyor. Üstelik bahsedilen bu sıkıntılar kenar mahalle fabrikalarında değil Türkiye’nin ilk 3’e girecek büyük fabrikalarında dahi görülen durumlar.

Damacanalarda kullanılan polikarbonat hammadde, çiziklere maruz kaldığında kanserojen etki yaratabilen kimyasallar suya migrasyon yapıyor. Damacanaların en fazla 5 tur attıktan sonra imha edilmesi gerekiyorken sistemde yıllarca dönen ambalajları görmek mümkün (Evinizdeki damacananın altındaki plastiğe kazınmış olan üretim tarihine bakabilirsiniz).

Erciyes Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Çevre Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. İbrahim Peker, damacana suları basan pompaların hepatit virüsleri, verem, ishal, tifo, dizanteri gibi enfeksiyon hastalıklarına neden olan bakterileri barındırabileceğini söylüyor.

Gerek bilinçsiz kullanım gerekse sorumluluk sahibi olmayan üreticiler nedeniyle sağlıkta riskler ortaya çıktığını belirten Peker, ”Damacana sularının kullanımında temelde 3 risk mevcuttur. Bunlar damacana pompalarından kaynaklanan bakteri kirliliği, damacana hammaddesinden kaynaklanan kimyasal kirlilik ve üretim sırasında oluşabilecek kirliliklerdir” diyor.

Pompa kaynaklı kirlilikler genellikle bilinçsiz tüketimden kaynaklanıyor. Damacanalardaki suyu dışarıdan aldığı hava yardımıyla basan pompalar, nemli ve havaya açık bir ortam oluşturdukları için her zaman bakteriyolojik kirliliğe açıktır. Bundan dolayı damacana pompaları haftada bir kez klorlu suyla temizlenerek dezenfekte edilmeli ve pompalarda oluşabilecek bakteriler engellenmelidir.

Çünkü pompalarda oluşabilecek bakteri biyofilmleri (kaygan tabaka), hepatit virüsleri, verem, ishal, tifo, dizanteri gibi enfeksiyon hastalıklarına neden olan bakterileri barındırmaktadır. Pompalar temizlenebilir özellikte değilse mutlaka yılda bir kez değiştirilmelidir. Havayı alıp damacananın içine dolduran pompalar yerine şarjlı pompalar tercih edilebilir.

İkinci bir risk faktörü ise damacanaların hammaddesinden kaynaklanan kimyasal kirlilik.

Damacana hammaddesi olarak kullanılan kimyasallardan ”fosgen” adında oldukça zehirli ve savaşlarda kullanılan kimyasal bir gaz ortaya çıkıyor. Bu zehirli kimyasalın yüzeyi yıpranmış ve uzun süre içinde su bekletilen damacanalardan sulara karışabiliyor. Bu yüzden, yıpranmamış ve aşınmamış damacanaların satın alınması, bunların yaklaşık 50 kullanımdan sonra imha edilmesi gerekiyor.

Üçüncü risk faktörü ise üreticilerin sağlıksız koşullarda su üretmesi.

Piyasada satılan damacana sularının bazıları işlenmiş sulardan, bazıları ise doğal memba sularından oluşmaktadır. Memba sularının damacanalara doldurulma sırasında oluşabilecek hijyenik olmayan koşullar bakteriyolojik kirliliğe sebep olacaktır. Ayrıca, suların hangi şartlarda işlendiği ve ne gibi koşullarda depolanıp son kullanıcıya iletildiği de tartışmalı bir durumdur.

Damacana suları alınırken bu suları satan firmaların Sağlık Bakanlığı tarafından izinli olup olmadığına, damacanalar üzerinde emniyet bantları bulunup bulunmadığına, suyun cinsi, üretim adresi, dolum ve son kullanma tarihi, uygulanan işlemlerin ve sahip olduğu parametrelerin yazılı olduğu etiketlerin olup olmadığına, bu etiketlerdeki parametrelerin içme suyu standartlarına uyup uymadığına mutlak suretle göz atılmalıdır.

Damacanalarda kullanılan pompaların temizlenmesine, damacanaların kuru, güneş ışığı almayan ve temiz yerlerde saklanmasına dikkat edilmelidir.

Aksi halde zararlı mikroorganizmaların çoğalmasına sebep olur. Sulara etki edecek kokulu maddeler damacana yakınında bulunmamalı, en önemlisi kullanılabilecek kadar su almaya ve bir haftada tüketilebilecek miktarlardaki ambalajlarda hazır suları tercih etmeye özen gösterilmelidir. Su şişesinin kapağı açıldığında bir gün içerisinde, damacanalar ise kapakları açıldığında en kısa sürede tüketilmelidir.

Damacanaların kapalı araçlarda tüketiciye ulaşması gerekiyor. Mutfak tüpleriyle yan yana taşınmaması da oldukça önemli. Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi, yaptığı bir inceleme sonucunda Damla, Erikli, Nestle ve daha pek çok ünlü firmanın sattığı sularda duş dahi alınmaması gerektiğini hatırlatmıştı.

Peki, plastik damacana yerine cam damacana kullanmak daha mı sağlıklı?

Kanserojen etkileri olmuyor belki fakat onlar da yukarıda bahsedilen “yıkanmama” adımlarından geçebiliyor.

Damacanayı bırakıp tek kullanımlık PET şişelere yönelmek mantıklı mı?

PET şişelerin migrasyon analizleri düzenli olarak yapılır ve suya herhangi bir madde geçip geçmediği incelenir. Tek kullanımlık tüm ambalajlar el değmeden ve steril üretiliyor. ABD ve Avrupa Birliği dahil dünyanın birçok yerinde yiyecek ve içecekle temasının güvenli olduğu onaylanmıştır.

Dolum konusunda damacanaya kıyasla daha hijyenik olsa da; yine de bu, tamamen masum olduğu anlamına gelmiyor. Birçok bilimsel makale, çeşitli nedenlerle plastikten salınan belirli kimyasallar nedeniyle su şişelerinin yeniden kullanılmasının kansere yol açabileceğini iddia ediyor.

Bir araştırmada, yeni açılmış plastik şişelerin yüzde 93’ünün bir miktar mikroplastik kontaminasyon içerdiği görüldü.

Bu şişeler dayanıklılık için üretilmediği için kolayca hasar görebilir ve çatlayabilirler. Şişe yapımında kullanılan plastik çok ince ve dolayısıyla daha zayıf bir yapı olduğu için çatlamaya maruz kalıyor. Bu çatlaklar bakteri barındırabilir ve bu da sağlık sorunlarına yol açabilir.

BPA ise endişelere neden olan bir kimyasaldır. Endokrin sistemi bozabilir ve potansiyel olarak üreme ve metabolizma ile ilgili sorunlara neden olabilir. BPA, PET şişe yapımında kullanılmaz ancak polikarbonat gibi daha sert plastiklerde bulunabilir(damacanalarda). PET üretimi için katalizör olarak farklı bir kimyasal olan antimon kullanılır. Antimon yutulursa kanserojen bir etkisi olmaz ancak kusma ve ishale neden olabilir. Çoğu PET şişe polietilen tereftalat’tan yapılır.

PET şişeler tek kullanımlık oldukları için doğa için tehlike yaratıyor.

Bu ambalajları ayrıştırarak geri dönüşüme katabilirsiniz. Ocak 2022 itibarıyla her ambalajda depozito olacak ve geri dönüştürdüğünüzde paranızı geri alabileceksiniz. Yine de etkisi kısmen olacağı için pek tavsiye edilebilir bir seçenek değil.

Ayrıca PET şişeler genellikle market önlerinde güneş altında saatlerce bekletildiği için sakıncalı sonuçlar yaratabilir. Yukarıda açıklanan kimyasal sızıntının daha yüksek sıcaklıklarda daha sık meydana geldiğine dair bazı endişeler bulunuyor, sıcak bir günde arabada bıraktığınız şişeden su içmek ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir.

Damacana ve PET seçeneklerinin yaratabileceği sonuçlar endişelemenize neden olduysa bir de arıtma cihazlarının sağlıklı olup olmadığına bakalım:

1000 TL seviyesinde fiyatları olan arıtma cihazları, musluğunuza bağlanarak içme suyu sağlıyor. Diğer tüm seçeneklere göre en pratik olan yöntem fakat bunun da dezavantajları bulunuyor. Arıtma suyu reverse osmosis teknolojisiyle membrandan suyu geçirip içindeki tüm impüriteleri ve yanında mineralleri de tutar. Saf su elde edersiniz.

Son çıkış hattına takılan post karbon filtreler vb. dahi size içilecek sudan alacağınız mineralleri sağlamaz, saf su içmek iyi değildir. Ayrıca bu cihazlar 1 birim suya 5-7 birim arası suyu çöpe atarak üretim yapar, yani doğa için kötüdür.

Peki hiç mi tamamen sağlıklı bir su yok? Var ancak biraz zahmetli olabilir: Kaynak suyu

Tabii bulabilirseniz ve bazı zahmetlere katlanmak isterseniz. Kırsal bir yöreye gidip kaynak suyundan kendiniz doldurabilirsiniz. Hem daha sağlıklı hem de daha lezzetli bir suyunuz olacaktır. Tabii ayağınıza kadar gelmeyecek, taşımanız gereken bir ağırlığınız olacak ve de benzin parasına da katlanmanız gerekecek. Yine de buna değer!

Aslında her şey bir kenara, evdeki musluklarımızdan neden su içemediğimizin sorgulanması gerekiyor. Belediyeleri musluktan temiz su akması için zorlamak da bizim bir görevimiz.

Özetle; aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık durumu var. Tercih tamamen sizin.


Kaynaklar: Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi, Erciyes Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Çevre Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. İbrahim Peker, Science Alert, Ekşi Sözlük, İHA

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı