BilimBilim Haberleri

İnsanlar Bir Gün Farklı Bir Gezegende Yaşayabilecek mi?

İçinde yaşadığımız mucizevi gezegenimizin üzerinde şimdiye kadar yaşamış canlı türlerinin yüzde 99’undan fazlası yok oldu. Üstelik listeye sık sık yeni türler ekleniyor; gezegenimizdeki canlı yaşamı, biz günlük hayatın telaşı içinde hiç fark etmesek de tükeniyor.

Dünya’nın yalnızca kendine ait olduğunu düşünen ve diğer canlıların böylesine bir yok oluşun içinde olmasının kendisi için ne anlama geldiğini düşünmeyen insan türü için bu veri çoğu zaman ‘yazık bak bu hayvanın da soyu tükenmiş’ gibi bir iç çekmeden öteye gidemiyor. Ancak aslında türlerin bir bir gezegenimizden silinip gitmesi bize büyük bir mesaj veriyor; sıradaki tür biz olabiliriz.

Bu senaryodan kaçış biletimiz ise farklı bir gezegende her şeye sıfırdan başlamak, bambaşka bir gezegeni evimiz yapmak olarak görülüyor. Peki insanlık bunu başarabilecek mi? Bir gün farklı bir gezegende yaşayabilecek miyiz? Bilim bu konuda ne söylüyor, nelere işaret ediyor? Daha önce zihin aktarımını incelediğimiz ‘Bilim mi, Kurgu mu?’ serimizin yeni içeriğinde gelin birlikte yeni ev arayışımızın detaylarına göz atalım.

Başka bir gezegeni türümüzün evi yapmak:

Bundan 10 yıl sonrası için, SpaceX’in Starship roketiyle Mars’a gitmiş bir astronotun oradan bize fotoğraf gönderdiği bir senaryoyu hayal etmek artık zor değil. Zamanı önemsiz olmakla birlikte, bilimsel çalışmalar amacıyla farklı bir gezegene ayak basan bir insan olması düşüncesi çoktan kabul ettiğimiz bir düşünce. Fakat belirtmekte fayda var, bu yazıda biz bu türden bir şeyi değil; bambaşka bir gezegeni türümüzün yeni evi haline getirme düşüncesini inceleyeceğiz.

Şimdi bu soruyu cevaplayabilmek için bilmemiz gerekenleri özet halinde sıralayalım; bize öncelikle üzerinde yaşayabileceğimiz ve ulaşabileceğimiz yakınlıkta bir gezegen lazım. Bu gezegeni bulduktan sonra sırada gezegene yerleşmemizi sağlayacak teknolojileri geliştirmek, o teknolojileri kullanarak yeni evimize taşınmak var. Tabii ki bu esnada gezegenin kaynaklar açısından ne durumda olduğuna göre değişmekle birlikte yanımızda götürmemiz gereken epey kaynak ile de ilgilenmemiz gerekecek.

En genel hatlarıyla bunları yapabildiğimiz bir senaryo var karşımızda. Peki ne kadar mümkün? Şimdiye kadar bu senaryoyu gerçekleştirmeye ne kadar yaklaştık? İşte işler orada biraz değişiyor.

İlk adımla başlayalım: Üzerinde yaşabileceğimizi düşündüğümüz, ulaşabileceğimiz bir gezegen var mı?

İnsanlık olarak geldiğimiz noktada teknolojimiz henüz kendi Güneş Sistemimizde yolculuk etmemize bile tam olarak müsaade etmiyor. İnsansız uzay araçları gönderiyoruz farklı gezegenlere evet, ama insanlı uzay yolculukları konusunda henüz emekler durumdayız yalnızca. Hal böyle olunca, Güneş Sistemi dışındaki gezegenler şu an için bir nevi konu dışı.

Nobel Ödüllü astrofizikçi Michel Mayor bu konuda oldukça net örneğin. Ona göre türümüz ne yaparsa yapsın herhangi bir ötegezegene yani Güneş Sistemimiz dışındaki bir gezegene asla gidemeyecek. Bunun sebebi ise tahmin edeceğiniz üzere yolculukta geçecek süre. Güneş sistemimizin dışındaki en yakın yıldıza olan mesafe, Jüpiter’e olan mesafeden yaklaşık 70.000 kat daha fazla olduğu için, Mayor’un ifadesi ile “bütün yıldızlar fiilen erişilemez durumda”. Mayor, durumun bilimsel gerekçesini ve şu an için muhtemel görünmeyen çözümünü de şu şekilde özetliyor; ”Bu durumda, yıldızlara ulaşmak için gerekli fizik, eğer varsa, bizim tarafımızdan bilinmemektedir ve kütle, ivme ve enerji arasındaki ilişkiye dair anlayışımızda köklü bir değişiklik gerektirecektir”.

Bu arada Jüpiter’in de gezegenimizden yaklaşık 600 MİLYON KM uzakta olduğunu söylemekte fayda var. Bu mesafeyi NASA’nın Jüpiter’e gönderdiği uzay aracı Juno, tam 5 yılda kat etmişti. Tabii ki uzun sürecek yolculuk dışında bu yolculuğun otobanda ilerlemek gibi olmayacağını, asteroitlerle dolu uzay boşluğunda hayli sarsıntılı bir rotada ilerlememiz gerekeceğini de kestirmek zor değil. Yani anlayacağınız, Güneş Sistemimizde de işler henüz pek de kolay değil.

Tüm bunların yanında, Güneş Sistemi’ndeki gezegenlere dair artık pek çok şey biliyoruz ve bu bilgiler bize net bir şekilde şunu söylüyor; sistemimizdeki gezegenler çok da dost canlısı gibi görünmüyor ve yaşayabileceğimizi düşündüren bir gezegen bulunmuyor, biri hariç.

Tahmin edeceğiniz üzere bu hariç tutulan gezegen Mars. NASA’nın ya da SpaceX’in gözlerini Mars’a dikmiş olmalarının sebebi de büyük oranda bu. Mars, insanlığın ayak basması günümüz teknolojisi ve bilimi ile mümkün görünen ve bunu mantıklı kılan tek gezegen.

İyi de neden? Koskoca Güneş Sistemi’nde başka gezegene gidemiyor muyuz?

Aslında gidebiliriz. Ama gittiğimizle kalırız. En azından şimdiye kadar yürütülen araştırmaların sonuçları bunu gösteriyor. Tabii ki bu ‘gidebiliriz’ de yalnızca ‘mümkün görünen bir ihtimal’, ancak zaten iş oraya da gelmiyor.

Çünkü örneğin Jüpiter’in bir gaz devi olduğunu ve yaşama asla uygun olmadığını biliyoruz. Ya da Venüs örneğin, aslında bize Mars’tan çok daha yakın ve basabileceğimiz bir yüzeyi var. Ama basmak çok da akıllıca değil çünkü Venüs’te cehennem sıcakları, her yerde patlayan volkanlar ve yüksek basınç, bize adeta ‘bana bulaşma’ diyor. Merkür zaten Güneş’e o kadar yakın ki, sırf bu bile elemek için bir sebep. Böyle böyle bütün gezegenleri en azından şu anki bilgimizle elemiş durumdayız. Yani sonuç olarak, kısa ve orta vadede mantıklı tek seçenek olarak elimizde Mars kalıyor.

Sıradaki evimiz Mars mı olacak yani?

İlk önemli koşulumuz olan ‘yaşayabileceğimiz ve ulaşabileceğimiz bir gezegen’ koşulunu şimdiye kadar yürütülen sayısız bilimsel çalışmanın ortak söylemiyle yukarıda kısaca cevaplamaya çalıştık. Ve bu cevap esnasında ‘acaba’ dedirten seçeneklerin neredeyse tamamının elendiğini gördük. Dolayısıyla yola elimizdeki şimdilik tek mantıklı seçenek olan Mars ile devam edeceğiz.

Mars konusuna diğer iki koşulu da cevaplayarak başlayalım. Mars’a gidebilecek teknlojiyi geliştirmek ve Mars’a yaşam için gerekli kaynakları götürebilmek. Oldukça önemli bu iki koşulu da şu an için yüzde 100 diyemesek de karşılayabilir durumda olduğumuzu söyleyebiliriz. En azından bunun bir gün mümkün olacağına dair önemli çalışmalar var.

Burada da gerçek bir Mars aşığı, gönlünü bu işe vermiş Elon Musk ve onun ‘uzay taşımacılığı’ şirketi SpaceX’in katkısı çok büyük. Çünkü şu an için Mars’a ‘taşınabilmemizi’ sağlayacak en makul teknoloji, SpaceX’in insanları Mars’a taşıyacak bir uzay aracından ve onu fırlatacak güçlü roketi Super Heavy’den meydana gelen taşıma sistemi olan Starship. Starship, içinde bulunduğumuz bu günlerde test edilmeye devam ediliyor. 100 tonluk yük taşıma kapasitesi olan Starship, aynı anda hem oldukça yüklü bir malzemeyi hem de insanları Mars’a götürebilecek.

Başlangıçta ilk hedefi Ay olan Starship, ardından Mars’a doğru yola çıkacak. Şu an için Starship ile gerçekleştirilecek ilk insansız Mars yolculuğu için 2024 yılına işaret ediliyor. Elon Musk’ın yaptığı son açıklamalara göre insanlı ilk Mars yolculuğu ise 2025 ya da 2026 yılında gerçekleşebilir. Ancak böyle görevlerde ertelemelerin oldukça sık yaşandığını da hesaba katmakta fayda var. Ayrıca yine Musk’ın ifadelerine göre ilk insanlı Mars yolculuğu için gezegenimizi terk eden insanlardan kimileri ‘öngörülemeyen koşullar ve bilinmezlikler’ sebebiyle hayatını kaybedecek.

Mars’a ayak basmayı başardık, sonrası nasıl olacak?

Diyelim ki o gün geldi, ilk insanlar Mars’a ayak bastı. Sonrası aslında esas zorlayıcı kısım. Çünkü her ne kadar en iyi ihtimalimiz Mars olsa da, aslında bu kızıl ve sevimli gezegende de koşullar tam olarak insan yaşamına uygun değil.

İlk olarak, Mars’ta başlıklarımızı çıkarıp derin bir nefes almamızı sağlayabilecek bir atmosfer yok, gezegenin atmosferinin yüzde 96’sı karbondioksitten oluşuyor. Ayrıca Güneş’e gezegenimizden biraz daha uzak olan Mars oldukça soğuk bir gezegen, sıcaklıklar gezegende mevsimlere bağlı olarak -140 derece ile 20 derece arasında değişiyor. Tabii bir de bir anda her şeyin üstünü kaplayıp ‘göz gözü görmez’ hale getiren toz fırtınaları var.

Yani aslında bir gün Mars’ı kolonileştirip orada yaşamaya başlasak da bu aslında başka bir gezegende yaşamak değil; o gezegende kurduğumuz tesislerde, büyük sıkıntıların olduğu zorlayıcı koşullar altında yaşamaya çalışmak olacak. Bu da en iyi seçeneğimizin bile aslında çok da iyi bir seçenek olmadığını gösteriyor.

Sonuç olarak:

Esas sorumuz ‘insanlar bir gün farklı bir gezegende yaşayabilecek mi?’. Cevap teknik olarak ‘evet’ gibi görünse de Mars üzerinde devam eden araştırmaların bize ne göstereceğini henüz bilmiyoruz. NASA şu an bu sene içinde Mars yüzeyine ulaşan uzay aracı Perseverance ile gezegene dair ufkumuzu genişletecek çalışmalar yürütüyor.

Ancak bu çalışmalar henüz yolun oldukça başında. Belki Mars’a dair beklenmedik şeyler öğrenecek, belki de ilk insanlı Mars görevi sonrası bu gezegende kalabalık bir tür olarak yaşamımızı devam ettirmenin çok da mantıklı ve mümkün olmadığını fark edeceğiz. Böyle riskli bir projeye yatırım yapmak isteyenlerin sayısı azalacak, Mars bambaşka projeler için değerlendirilen bir gezegen konumuna gelecek… Bilemiyoruz.

Bu noktada şahsi fikrim, ne olursa olsun biyolojik olarak doğal uyum sağlayıp sunduğu koşullarda doğal olarak yaşayamadığımız bir gezegenin kolonileştirilse de hiçbir koşulda türümüz için kalıcı bir ev olamayacağı yönünde.

Mars’a gitmek heyecan verici, Mars’ta antik yaşam izleri aramak, gelecekte nasıl bir gezegene dönüşeceğini anlamaya çalışmak, üzerinde yaşama dair belirtiler aramak ve bulmak da öyle. Ancak ona ‘yeni evimiz’ demek ne derece mümkün, emin değilim. Belki de yıllar içerisinde gelişen teknolojinin bize sunacağı imkanlarla Mars yalnızca esas yeni evimize gidebilmek için bir durak olur.

Bu esnada, içinde evrimleştiğimiz gerçek evimiz olan Dünya’yı kurtarmak için de aynı heves ve bilinçle çalışabilseydik, belki de gelecekte yeni bir ev aramaya gerek kalmazdı ve Mars’a bilimsel araştırmalar yapmak ya da gün batımını izlemek için giderdik. Ancak yazının başında da söylediğim gibi, ne yazık ki gezegenimiz ölüyor ve sanırım elimizden bir şeyin gelmeyeceği o sınırı da artık geçmek üzereyiz.

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı